“Kuruluş Son Durak”, aynı zamanda vizyona giren gerçekten iyi olduklarını tahmin ettiğim Türk Filmleri içinde neden bir adım öne çıktı diye düşünmeden edemedim, filmi izlemeden önce. Konusunun popülerliğinden mi, sağladığı etkin desteklerle mi böyle olmuştu? Ön yargılarımı kırmak için, çoktandır sinemaya gidemediğim halde peşpeşe 3 filme gittim.
“3 film birden” ibaresi 70’li yılların kirli, karanlık anısıdır zihnimde. Ekonomik ve kültürel şartların da etkisiyle izleyicinin siyah-beyaz cam tarafından esir alındığı yıllar... Belli bir izleyici profilini çekmek ve kirli salonları biraz olsun doldurabilmek için sinema salonlarının kapı önü sunumlarında “3 film birden” ibaresi yer alırdı. Araya giren parçalarla üç film değil hiç film gösterilirdi aslında. Ama beni bu kez 3 filmi peşpeşe izlemeye teşvik eden bu anı değil, sadece Kurtuluş Son Durak’ı izleyip sinema izleyciliğimi vefadan uzaklaştırmak korkusuydu, hazır uygun bir zaman yakalamışken medyada “Kuruluş Son Durak” ölçüsünde yer almayan diğer filmleri de izlemek, kendime göre, fimin öne çıkış nedenine bir izah bulabilmek dürtüsüydü belkide...
Son yıllar Türk sinemasının fışkırma, püskürme, içerik ve kalitesiyle evrensel nitelikte kalıcı eserler verme yılları oldu ve bu süreç gelişerek devam ediyor. Gerçeken iyi Türk Filmleri var vizyonda. Bunlardan üçünü izleyebildim daha. Mesela Labirent, Tolga Örnek’in Kaybedenler Kulübünden sonra yazıp yönettiği ikinci filmi. (Fırsat bulduğumda Labirent'ten ayrıca söz etmek isterim.) İzlediken sonra Kurtuluş Son Durak’ ın hikayesi, senaryosu, yönetimi, oyuncuları ile öne çıkışı hak ettiğini gördüm. Filmin konusunu ve hikayesini, izleyen-izlemeyen hemen hemen herkes biliyor. Psikolojik ve fiziki erkek şiddetini kara mizah yoluyla hicvetmek amacıyla yola koyulan film, fuşyalı (sıcak pembe-mor), hüzünlü, dokunaklı bir komedi olarak vücut bulmuş. Bunda hikayesi, senaryosu, yönetimi kadar oyuncuların rollerinin içine girerek, yaşayarak oynamaları da etkili olmuş. Yani 7.Sanat bütün ögeleriyle buluşmuş, kaynaşmış, kucaklaşmış...
“Şiddetin her türlüsüne karşıyız, kendimizi severek ve iyi yaşayarak öcümüzü alacağız ve direneceğiz” düsturu, anlayışı ve bilinci ile yola çıkan Kurtuluş Son Durak Saadet Apartmanının kadın sakinleri masum niyetli hareketlerinin içinde ölümle sonuçlanan kazalara da yol açıyorlar ya da kaza-bela gelip onları buluyor. Sıradan hayatlar içilerindeki derin güç ile karşılaşırken korkular, tereddütler, telaşlar da yaşıyorlar. Böylece komedi, beylik esprilerin ve küfrün dayanılmaz/cazip güldürücülüğüne kapılmadan olayların özünden ve tezatlardan sevimli bir biçimde ortaya çıkıyor. Film, tebessüm içinde yumuşak kışkırtıcılığını seyirciye aşılıyor. Karşı karşıya ve yanyana getirilen tipler, usta bir anlatımla, etkileyici kompozisyonlarla sıcak ve sevimli bir atmosfer yaratarak izleyiciyi filmin içine alıyor. Oyuncular temsil ettikleri karakterlerle adeta özdeşleşerek, film seyrettiğinizini unutturacak ölçüde gerçeklik duygusu veriyorlar...
Kadınlar tartışılamazlar, hepsi çok başarılı, ben filmin erkeklerinden Mete Horozoğlu’nun Nejat karakterini duygusu, psikolojisi, davranışları, halleri ile canlandırırken çizdiği kompozisyonları çok başarılı buldum. Kuyu sahnelerini ve filmin kendine özgü komedisinin harika bir temsili olan ormandaki sembolik cenaze merasimini ürkek, şaşkın gizlice izleyen süngüsü düşmüş ama sır saklamada her şeye rağmen sağlam Macit tipini Ahmet Mümtaz Taylan sevimli bir karakter haline getiriyor. Polis müdürü tipi de (Yavuz Bingöl) halleri, davranışları, kültürü, bakışı ile mahalleli bir tip olarak öykünün içinde ve öykünün başarısına hizmet ediyor...
Özetle, sıcak pembeden avludaki karanlık soğuk kuyuya, umuttan korkuya bir çok durumda yüzen ama kendini keşfedişin mutluluğunu ve öz güvenini yaşamaya başlayan kadın çehrelerinin etkileyici atmosferine giriyorsunuz...