|
 Nizamettin Şen
Turizmciler ve çevreciler bir birine ne kadar yakınlar? Bu soruya bu güne kadar her iki taraftan radikal bir cevap veren olmamıştır. Özellikle, bu soru ülkemizde yıllarca hasır altı edilmiştir. Çevrecilik ülkemizde ne kadar anlaşılmıştır, sorgulamasını yapmak belki de daha doğru olur. Çevreci akımların ülkemizde gelişebildiği düzey ancak özel ilgi düzeyindedir. Oysa gelişmiş toplumlarda bu bir yaşam felsefesi ve pratiğidir.
Antalya Limak Lara Hotel'de, Hüseyin Baraner’in organizasyonu ile turizm sektörü temsilcileri ve Almanya Yeşiller Federal Eşbaşkanı Cem Özdemir’i dinlerken önce ülkemizdeki çevrecilik bilincini sonra da turizmcilerin çevrecilik konusundaki yaklaşımlarını düşündüm. Ülke genelindeki çevrecilik yaklaşımının bir adım ilerisinde olduğunu düşündüğüm turizm sektörü ne yazık ki olması gereken yerde değil. Yıllarca çevrecilik konusunda eksi puan almamak için turizm sektörü çevrecilik konusunda adeta üç maymun taklidi yapmaya çalıştı. Görmedim, duymadım, bilmiyorum. Özellikle golf turizmi konusundaki bazı yapılan yanlışları, büyük bir suçluluk psikolojisi ile tamamen red etmeye çalıştı. Oysa uluslar arası normlara uygun yapılan yüzlerce çevreci otel işletmesine sahibiz. Hele bunların içinde öncülük yapan ve yıllarca çevre ödülüne layık görülen Sarıgerme İberotel’i belirtmek gerekir.
Cem Özdemir, hayat hikayesinden kısa örnekler verirken Almanya’da doğup büyüdüğü kasabada, demiryolunun verimli çalışmaması nedeniyle, kaldırılma kararına karşı çıkarak ilk çevreci eylemini başlattığını söyledi. Bugün bu eylemin başarısı olarak da, o demir yolunun karlı bir şekilde çalıştığını vurguladı. Bu eylemi aynı dönemde Türkiye’de yapmış olsaydı, düşünün siz başına neler gelirdi ve hangi suçlardan hüküm giyerdi? Zaman, mekan ve anlayış farklılığı… Çevreciliğin ülkemizde gelişememiş olmasının birici nedeni, her on yılda bir yediğimiz askeri darbelerdir. İkinci nedeni de sağ ve sol hareketlerin çok radikal söylem ve eylemlerinin yanında, çevreci duyarlılık sönük kaldı. Daha doğrusu çevreci söylemler, onlar tarafından da kabul görmedi. Oysa Alman Yeşiller Hareketi, sol gruplar tarafından her zaman ortak cephe içine alınmışlardır. Cem Özdemir’e sorulan sorular turizm ve imajımız üzerine yoğunlaştı. Duymak istediğimiz belki de olumlu şeylerdi. Onun doğal, rahat ve tavizsiz konuşmaları, bizdeki alışılagelmiş politikacı tipinin tamamen dışındaydı. Otellerin mimari açıdan fazla beton, doğaya yakışmayan, gözü rahatsız eden bir şekilde olduğunu söyleyince, ben de içimden “sadece o kadar mı ?” dedim. Yenilenebilir enerji konusunda Türkiye’nin sadece Güneşten sıcak su elde etme yönteminin dışına çıkarak, elektrik elde etme hedefine yönelmesini ve bunun devlet tarafından desteklenmesini önerirken, bir yeşil bilincin kendi kökleri için de samimi arzusunu ortaya koyuyordu. NTV’nin Yeşil Ekran programını fırsat buldukça seyrediyorum. Mermer çıkartmak adına, ülke doğal kaynaklarının nasıl sınır tanımadan, kanundaki boşluklardan da yararlanarak yurdun dört bir yanında “bir felaket”e dönüştüğünü seyrediyordum. Korktuğum bu felaketi gözlerimle Antalya Saklıkent’de gördüm. Bu bölgede 7 mermer ocağı açılmış. Canım Toroslar üzerinde korkunç doğa katliamı sürüyor. Saklıkent yolu mermer bloklar taşıyan TIRlar nedeniyle kullanılamaz halde. Bu da yetmiyormuş gibi onların rahat geçmeleri için yol genişletilmeye çalışılıyor. Yol kenarındaki ağaçların dalları geçen kamyonları engellediği için dozerler tarafından haince kırılmış. Sözüm ona bu yol çalışmaları “mermer ocakları” tarafından finanse ediliyor. Bu bölgede Karaçam, Ardıç ve Sedir ağaçları bu katliamdan nasibini alıyorlar ama yetkililerden ses çıkmıyor. Turizmciler mi dediniz? |